Büyük şirketlere ek olarak son zamanlarda özellikle yabancı ünlülerin de (celebrity diyelim) twitter kullanmaya başladığını okuyoruz, izliyoruz. Bu furya Türkiye’yi de birkaç hafta içerisinde tamamen saracak gibi görünüyor.
“Neden böyle bir şey oluyor?” sorusuna verebileceğim en iyi cevap sanırım şu sıralar okuduğum Malcolm Gladwell‘in “Kıvılcım Anı” adlı kitabından esinlenerek vereceğim “Çünkü Twitter’ın kıvılcımı alevlendi…” =)
Türkiye için konuşacağım, önce politika sahnesinden insanlar twitter’ı “denediler” ve “denediler“… Ancak seçimle beraber bu rüzgar geçti gitti… Sonra yeni yeni firmalar sıkça görülür oldu. Şimdi ise ünlüler geliyor…
Böylece kitle genişliyor. Daha da ayrım yapalım mı? Önce teknoloji ve web dünyasından insanlar vardı. Sonra bu insanların çevresindekiler gelmeye başladı. Sonra pazarlamacılar bulaştı. Sonra satışçılar, sonra reklamcılar, sonra zartlar sonra zurtlar… Sonra yaşlılar, sonra gençler… Sonra gay ve lezbiyenler bastı ortalığı, sonra porno film artistleri(?)… “Hani bakiyim neymiş o”cular, “burdan yazdığımız zaman herkes okuyor mu şimdi”ciler, vs… Ne farkeder ki?
Olan şey şu: İlk baştaki çekirdek kitlenin sohbet ortamı değişiyor. Konular değişiyor. Sohbetlerdeki değişim, konuların farklılaşması kimilerine göre “ortamı bozuyor”. Kimileri ise durumdan pek memnun… Ekşisözlük’teki “nesil kavgasına” döndü dönecek ortam…
Tuhaf bir şey yok bence… Ne beklenebilirdi ki? Değişim olacak, popüler yerler dolacak, bir şekilde uyum sağlamak gerekecek…
Ancak benim tek bir beklentim var: Bu ortama gelenlerin “samimi” olmaları.
Kendi yerine başkalarının yazdığı tweet’ler, post’lar ölmeye mahkum… Samimi olmayanlar tokatlanacak, ayıplanacak, alay edilecek… Ortamdan dışlanacak, bu kadar basit… Kimse televizyonda olduğu gibi düşünmesin bu dünyayı… Burada gündeme gelmek de çok kolay, bir anda yok olmak da… Bir “Block” düğmesine bakıyor her şey :)
Kişisel görüşüm yeni gelenleri hoş karşılamak yönünde, o ne demekse ve nasil oluyorsa…(?) Yol göstermek, bu dünyayı anlatmaya çalışmak lazım… Bizlerin de onlar gibi, onların da bizler gibi olduğunu, “biz-onlar” olmadığını anlatmak, hissettirmek lazım… Neden yadırgıyoruz ki bu kadar? Herkes kendi başına değil mi burda?
Önceki yazılarımda da değinmiştim, kirliliğin artması kaçınılmaz, o yüzden farklı çözümler de bulmak lazım… Tabi bu da “hemen” olmuyor… :)

